Karşı Aktarım (Konturtransferans)

Freud karşı aktarım üzerinde herhangi bir çalışma yapmamıştır. Bu terimi daha tekniğini açıklamadan önce 1910’da ortaya koymuştur. Uzun bir süre karşı aktarımın transferansm karşıtı olduğu üzerinde durulmuştur. Ben burada nevrotik hastada üçlü ruhsal organizasyonda (id, ego, superego) transferansm ne olduğu üzerinde duracağım. Transferans (Aktarım) Transferans kişinin geçmişte kendisi için önemli olan bireylerle öz ebeveyni, kardeşleri,- öğretmenleri ile ilişkilerindeki duygulanımının ve tepkilerinin şimdiki ilişkilerinde yer değiştirmesi, yaşanmasıdır. Bu bilinç dışı süreç, bireyde erken çocukluk dönemine ilişkin çeşitli durumların, fantazilerin ve duyguların (sevgi, nefret, kızgınlık vs.) yeniden yaşanmasına neden olur. Transferans nevrozu psikanalitik tedavide hastanın nevrozunun şekil değiştirmesidir. Burada terapist diğer kişilere yönelik içrel dürtülerle, bunlara ilişkin savunmalar arasındaki çatışmada temel ilişki kişisi haline gelir, aslında bireyin çocukluğunda ilişki kurduğu kişiler yer değiştirmiştir. Transferans nevrozu tedavi sürecinin temel noktasıdır, çünkü transferansta bireyin yaşadığı duygulan, tedavide canlıdır ve bunlar yorumlandığında birey için otantik hale gelirler. Bir klinik örnekle bunu açıklıyabiliriz: Yoğun obsesif özellikleri olan 30-35 yaşındaki bir erkek hasta analize gelmişti. Karısı kendisini terk ettikten sonra analize başlamıştı. Bu duruma ilişkin yoğun stresi ve duygusal karmaşıklığı vardı. cover custodia iphone Kaygılı ve depresifti. Analizi sırasında analist, hastanın yedi yıllık evlilik sürecinde kendisinin karısı için gerçek bir köle olduğunu anladı. Evliliği sırasında sürekli karısını memnun etmek için çalışmış, ona hediyeler almış, vakti olmadığı halde ev işlerini yapmış ve yatakta karısı rahat uyusun diye elleri yorulduğu halde masaj yapmaya devam etmişti. Bütün bunların altında gizli bir nefret ve bir kadma bağlı olmayı inkâr yatıyordu. Karısı bu gizli nefret duygusunu sezmiş ve kendisini terk etmişti. Analizi sırasında hasta, annesinin evlâtlık olarak alındığını söyledi. Annesinin fantazisinde sürekli, asil bir ailede doğduğu fikri vardı. Hasta doğduğunda anne bu fantazisini oğlunda yaşatmak istemiş ve en azından Nobel ödülünün kazanmasını hayal etmeye başlamıştı. Annenin tutumu nedeniyle hasta sürekli kadınları memnun etmek için onlara kölelik eder hale gelmişti, buna ayrıldığı karısı da dahildi. Hasta oedipal yaşa geldiğinde annesi ile stresi yaratan ilişkisi daha da karmaşıklaşmıştı. Hastanın annesinin bir huyu vardı, geceleri kendi yatağmdan kalkar, evde çeşitli yataklara gider ve onlarda yatardı. Bu durum hastada annesini babasından alma fantazisini doğurdu. Kendi gizli fantezisine göre kendisi babasının yerini aldığı gibi ondan daha iyi bir erkek olacak ve annesi tarafından daha da çok sevilecekti. Fakat bu oedipal ensest istekleri nedeniyle babasının kendisini cezalandırabileceği düşüncesinden de kurtulamıyordu. Benimle analizine başladıktan bir yıl sonra bu ergenlik dönemi ensest isteklerinin sadece bu kısmı yüzeye çıkabilmişti. Çocukluğundan beri mastürbasyon yaparken fantazisinde hep annesi ile ilişkide olduğunu düşünüyordu fakat babasmdan korkusu nedeniyle bunu bastırmıştı. Bu durum yalnız belli davramş örüntüleri ile kendini gösteriyordu. Ergenlik dönemine eriştiğinde “kaza ile” ayak parmağını kesmişti ve rüyasında bunu babasmdan gelebilecek herhangi bir kastrasyona karşı kendisinin yaptığı bir kastrasyon olarak değerlendirmişti. Yetişkin döneminde herhangi bir kadına ilgi duyduğunda veya aşık olduğunda bir otomobil kazası olacağını ve öleceğini hayal ediyordu ve arabası ile çeşitli kazalar yapıyordı. Hastanın evliliğinden kısa bir süre sonra baba kanserden ölmüştü. Baba ölürken babasının hemen üstündeki odada hastayla eşi cinsel ilişkide bulunuyorlardı. Hastanın bununla ilgili çağrışımlarında, bunun anlamı babaya artık kendisinin de bir kadına sahip olduğunu ve onun kadınım (kendi annesini) artık istemediğini göstermekti. Aynı zamanda bu ensest istekten dolayı affını istiyor ve babaya artık onun sahibi olmadığmı gösteriyordu. Tedavinin ikinci yılında bu hatıranın analiz edilmesi bu obsesif hastada yoğun bir ağlama ortaya çıkarmıştı. Bundan önce hasta bu oedipal korkularım akıl düzeyinde biliyor, bunlara ilişkin duygularmı rüyalarında dile getiriyordu fakat bunların otantisitesini kabul etmiyordu. Artık tedavi ortamında bu oedipal çatışma bütün gücü ile başlamıştı. Hasta başka bir psikiyatristin sekreteri ile ilişki kurmaya başlamıştı, rüyalarında bu psikiyatristi bıyıklı olarak görüyordu*. Aslında analiz olarak benim bıyığım vardı ve meslekdaşımm yoktu, rüyasında hasta ikimizi birleştirmişti. Analiste her geldiğinde divana yatmadan önce lenslerini çıkarıyor ve ondan sonra yatıyor, seans sonrasında da lenslerini taktıktan sonra divandan kalkıyordu. Bu rituel davranışı hakkında ben anlayıncaya kadar hiçbir şey söylemedim, aslında bu hastanın kendisini kastre etmesinin başka bir şekliydi. cover iphone 7 plus custodia outlet Sembolik olarak benim önümde gözlerini çıkarıyordu, böylece analist olarak ben onu kastre edemeyecektim. Benim reprezentasyonuma (temsil ettiğim) saldırdığı gibi bir rüyasında lenslerini çıkarmayı unutmuş ve korneasını zedelemişti. Kendisini yeterli derecede kastrasyon yaptıktan sonra mucize bir tedavi türü hayal etmeye başladı. Bu gözlerini en iyi biçimde tedavi edecekti. Hastaya bunları yorumladığımda benim daha “açık” öedipal çatışmaya girdi. Benden kendisini hipnotize edip “hatıralarının kutusunu” açmamı istiyordu ve analist olarak ben hipnotizle onun için girmemi istediğini açıkladığında benim eğri bir penisimin olduğu fikrini getirdi. Ben kötü bir Türktüm, insanların kafalarını kesiyordum. Daha sonra hasta kendisinin de eğri bir penisi olduğunu söyledi. Benim penisimin iki eğriliği olduğuna ve sonuçta şeklinin S’ye benzediğine karar verdi. S sadece yılanı (Snake) aklına getirmiyordu, aynı zamanda pislikti (Shit) Bok güçlüydü.Dört yaşında iken oturma odasına kakasını yaptığını ve evdeki köpeğin onu yediğini görmüştü. Bunun ilgi çekici olduğunu söylüyor, aynı zamanda da bundan korkuyordu. Kendisine göre eğer bir canlı diğerinin bedensel materyalini yerse onun karekterini de çalabilirdi. Bu durum kendisindeki anksiyeteye de uyuyordu. Artık babası hakkında “iyi şeyler” de anlatır hale gelmişti ve annesine, babası ile arkadaş olmasını engellediğini için kızıyordu. Bu örnekte hasta ile psikanalitik ilişkide olan terapistler için olağandışı herhangi bir şey yoktur. Ben burada, transferansm yorumlarla nasıl etkili bir şekilde araştırıldığını ve birlikte çalışma ile nasıl işlendiğini anlatmak istedim. Analitik ortamda yaşanan trânsferans bireyin geçmiş deneyimlerini de nasıl yaşandığnı gösterir. Biz aslında transferansın analizde, direnç olarak kullanıldığını biliyoruz. Fakat transferans olmadan psikanalitik tedavinin yapılması mümkün değildir., Konturtransfreransta Değişik Görüşler Şimdi konturtr’ansferansa dönebiliriz. Konturtransferans her nekadar uzun bir süretransferansın incelenmesi olarak ele alınmışsa da terapötik yönleri transferans gibi değildi. Aslında konturtransferans terapistin kendi duygu ve tutumlarını kendi hastasında yaşamasıdır. Genel anlamda terapistler kendi çocukluk dönemi ile ilgili olumsuz bilinç dışı çatışmalarını Hastasına yansıttığı için konturtransferans terapiye engel olarak görülür. Freud, konturtransferansın, terapist analizini iyi yaptığında ortaya çikmayacağma inanmıştır. Freud eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa terapistin hastanın tedavisine zarar vermemek için uzaklaşması gerektiğini söyler. Burada Breur’in Anna O.ya reaksiyonunu verebiliriz. Anna O erotik bir transferans getirdiğinde Breur yoğun bir anksiyete yaşamış ve karısı ile tatile çıkmıştı. K.Menninger 1958’de konturtransferansm olumsuz yanlarını yazmıştır. Analist konturtransferansta bilinç dışında yaşanan çeşitli çocuksu süreçlere, objektiflere ve benzerlerine ısrarlı bir biçimde izin verir. Konturtransferansm farkına varılmasında ve düzeltilmesine ilişkin verdiği listede konturtransferansm tedaviye zarar verebileceği durumlar üzerinde durmaktadır. Aşağıdaki liste buna örnektir: Hastayı etkilemek için çeşitli yönler arama, hastaya yönelik erotik veya benzeri duyguları tekrarlayıcı bir biçimde yaşama, hasta hakkında dedikodu yapma, hastadan kendisi (terapist) için bir şetler yapmasını isteme, hasta hakkında rüya görme vs. Bu böyle devam etmektedir. custodia samsung s8 Bugün çoğumuz konturtransferans nevrozlarını görüyoruz. Freud bunu orijinal olarak tanımlamış, K.Menninger ve diğerleri de bunu tartışmışlardır. Eğer bu durum analistin kendi nevrotik çatışmalarından kaynaklanıyorsa, bu Menninger’in dediği gibi kör bir noktadır veya analisttin kendi çocuksu ihtiyaçlarını giderme isteği de olabilir. Narsisistik kişilik organizasyonları ile çalışan Kohut, Modeli, Kernberg ve V.Volkan bu tür hastaların analizlerinin çeşitlidönemlerinde analistlerde uyuklama olduğunu ve bunun konturtransferans göstergesi olduğunu ifade etmektedir. Narsisistik hasta tedavide kendi şelfini doyurur ve grandiositesi nedeniyle hiç kimseye ihtiyacı olmadığını hatta analiste bile ihtiyaç duymadığını belirtir, analist hiç yokmuş gibi davrandığında analistte uyuklama durumu ortaya çıkar. Bütüncül yaklaşım bu durumda analistin suçluluk duyması gerektiği söyler, fakat bu terapistin self-analizinde konturtransferans olarak değerlendirilir. Ayrı türde bir yorum, Menninger’in listesinde analistin belli bir hastaya yönelik tedavisi sırasında ve tedaviden sonraki ısrarlı depresif ve yoğun duyguları için de yapılabilir. Bu duygular hastanın depresif duygularının terapist tarafından depolanması ve hastada ne olduğunu anlama açısından yararlıdır. Terapistin bu tür konturtransferanslan, hastanın sözel olmayan duygularını anlama açısından çok yararlıdır. Bu bize psikopatolojinin önemli bir bölümü hakkında çalışma olanağı tanır. Menninger kendi listesinde olan herhangi bir durum analiz süresinde kendisinde ortaya çıktığında yoğun suçluluk duyduğunu anlatmaktadır. Eğer Menninger listesine “bütüncül” görüş açısından bakılsaydı, bu “suçluluk” duygusundan kurtulanabilinirdi. Böylece kendi çözümlenmemiş nevrozu yerine konturtransferans duygularının çözümü ile uğraşabilirdi. Konturtransferansm analistle bütün olanları kapsayan bir yaklaşım olduğuna ve en çabuk bir biçimde çözümlenmesi gerektiğine herkes gibi ben de katılıyorum. Fakat analistte bunun olması psikopatolojiyi anlamaya engel değildir. Yapısal Çatışmalar vb. Obje İlişkileri Çatışması Anna F. 1965’te aşırı derecede regrese hastaları tedavi etmeye çalışan psikoanalistlerin çocuk analistlerine benzediğini söylemiştir. Çocukların analizi sırasmda çocuğun transfer ettiği ilişkilerin bir kısmında ya libido, ya da saldırganlık duygulan vardır. Analist kendisi kişi olarak hastanın kişiliğinde bir veya daha çok kişiyi temsil eder. Çocuğun kişilik yapısındaki şekillenmemiş self ve obje reprezentasyonlarmı nasıl dışlaştırdığını anlarsak bu dışlaştırmaların daha sonra nasıl karşıt tepki olarak kullanıldığını da anlayabiliriz. Ben self ve obje reprezentasyonlanmn kendim için ne anlama geldiğini anlatmak istiyorum. Son 50 yıldır Amerika’da psikoanalitik tedaviye ciddi karakter bozuklukları ve borderline hastalar alınmaya başlandıktan sonra psikanalistler yapısal kuramın üçlü modeli (id-ego-superego) dışında yeni bir kuramsal model aramaya başladılar. Aşırı derecede regresif hastalarda id-ego-superego aynşmasmda bir eksiklik vardır, temel savunma mekanizmalan nevrotiklerde olduğu gibi bastırmada odaklaşmamıştır. Daha çok bölünme veya dissociye olmada odaklaşmıştır. Bu hastalarda transferans tepkileri de farklıdır. Transferans tepkilerinin farklı olması analistin konturtransferans tepkilerininde de farklılık doğurur. Bu tür gözlemler bende bir kuramı gelişme çabası doğurmuştur. Fakat ben burada bunun ayrıntıları üzerinde durmak istemiyorum. Sadece self ve obje reprezentasyonlan için belli açıklamalar getireceğim. Self, terim olarak bireyin bütünlüğünü, beden ve psişik organizasyonu anlatmak için kullanılır, “self’ bireyin kendini diğer kişilerden ve çevresinden ayırt etmesine yardımcı olur. Psikanalizde biz bireyin duygularım, sağduyularını, algılarını anlatmak için self-imajı (kendilik görünümü) terimini kullanıyoruz. Self imajındaki görünümler birleştiğinde self-reprezentasyonları oluşur. Obje imajları ve obje reprezentasyonları bir bütün olarak gelişirler ve içrelleştirilmiş obje ilişkileri kuramı buna bağlı olarak gelişir. Bu reprezentasyonlar ilk çocukluk döneminde doğal olarak ayrışmamış ve yapılaşmamıştır. Bu ancak çocuk oedipal döneme eriştiğinde yapılaşır. Pre-oedipal dönemde saplanmış hastaların yapılaşmamış self ve obje imajları ve reprezentasyonları vardır ve çatışma obje ilişkileri çatışmasıdır. Bu yapılaşmamış self ve obje reprezentasyonlarında agresif dürtüler, “kötü” libidinal dürtüler varsa bu “iyi” dir. Dışlaştırma yansıtmanın özel bir şeklidir, yapılaşmamış “iyi” veya “kötü” self veya obje reprezentasyonlarınm yansıtılmasıdır. Bu, yansıtmadan farklı bir fenomendir, burada belli bir objeye yönelik özel dürtüye karşı bir savunma vardır. Biz nevrotik hastaları tedavi ederken ayrıntılı bir biçimde transferans yansıtmalarını görüyoruz, bunlar hastada transferans yer değiştirmeleri ile birlikte görülürler. Hasta yukarıda anlatılan sürece bağlı olarak dürtü derivasyonunu analistine yöneltir ve analistinde dürtü derivasyonunu yaşarken kendisi de bunun objesi olur. Daha önce analistinin “S” biçiminde penisi olduğunu hayal eden hasta buna örnektir. Dışlaştırma erken döneme ilişkin bir savunmadır, çocuğun içrelleştirdiği obje dünyası ile gelişenself reprezentasyonlarınm çeşitli bölümleri arasında bir bağlantı kurmada güçlüğü olursa dışlaştırma ortaya çıkar. Bazı yönler sadece çocuğun kendisine bağlı değildir, ebeveynin ona verdiği değere göre çocuk tarafından değerlendirilir ve bu durumda distoni olur. Bu arada değer verilenlerin alıkonması narsisistik açıya neden olur, bunun çözümü şelfin bu bölümünü dışlaştırmadır. Kendi şelfini yapılaştırmamış pre-oedipal tipte bir hasta self ve obje imajlarını dışlaştırma ve yeniden içrelleştirmeye devam eder. Bu aslında sevgi objesi ile ilişki kurmanın bir yansımasıdır, bu tür dışlaştırmalar hastadan hastaya değişir. Aynı zamanda bunlar hastanın yapılaşmış self özdeşimine ve bütün obje reprezentasyonlarma ne kadar yaklaştığına bağlıdır. Ping-Pong Oyıınu Bu verdiğim kuramsal bilgiyi vaka örnekleri ile açıklamak istiyorum. İlk önce nevrotik bir hastayı örnek olarak vereceğim. Daha sonra ise yine aynı paralelde fakat daha regrese olmuş ve pre-oedipal dönem de saplanmış hastalarla kaşılaştırma yapacağım. Spor seven bir kolej öğrencisi psikanalitik seansa bir rüyasını getirmişti. Kendisini benim ofisime benzer bir binaya tırmanırken görüyor ve benim ofisimin olduğu katta duruyordu. Buradan içeriye gidiyor ve pencereden bakarken bir küçük oğlan çocukla annesini görüyordu. Kendisine göre küçük bir cam parçası oğlan çocuğun gözüne kaçmıştı ve şimdi anne onu çıkarmış, kendi elinde tutuyordu. Camdan bakmaktan vazgeçip geri döndüğünde analisttin mobilyalarının yerinde bir ping-pong masası vardı ve bir ucunda da analiste benzer biri duruyordu. Bu kişi rüyayı gören kişi ile ping-pong oynayacaktı. custodia huawei p smart Başlangıçta oyun normal hızla gidiyordu. Fakat daha sonra yavaş oynamaya başladılar. Genellikle analist topu geri atmadan bir müddet tutuyordu ve analist topu her geri attığmda topun rengi koyudan açığa dönüyordu. Rüya bitmeden top parlak bir top haline gelmişti. Hasta bu rüyasını analizinde transferansmm kendisini kastre edecek gibi gördüğü oedipal babası ile yüz yüze gelme döneminde görmüştü. Bu hasta pre-oedipal seviyede saplanmamıştı, tedavinin belli bir döneminde kastrasyon tehdidini kendisi yakaladı. Hastanın fantazisinde bu tehdit kör olma korkusu ile kendisini gösteriyordu. Rüyasında gözünden cam çıkarılan çocuk görüntüsü, kendi oedipal korkularını ve kendi annesi ile simbiyotik bağ kurma isteğine yönelik savunucu regresyonu, ping-pong oyunu ise oedipal baba (analist) ile çatışmasını anlatıyordu. Rüyadaki topun sembolik anlamı vardı. Bu top oyuncular arasında gidip geliyordu. Top oyunu, hastanın nevrozunun klinik olacak ciddî hale gelmesini göstermektedir. Çünkü hastanın ilk rahatsızlığı basket oynarken topu potaya sokacağı sırada kardiak atak biçiminde başlamıştı. Hasta daha sonra kardiak atak geçireceği korkusu ile eşiyle cinsel ilişkide bulunmaktan vazgeçmişti. Rahatsızlandığı basketbol oyununun ertesi günü anne ve babası kendisini ziyarete geleceklerdi. Babası askerdi ve annesi ile birlikte uzun süredir deniz aşırı bir ülkede yaşıyorlardı. Hasta, çocukluk döneminde annesi ile olan ilişkilerini tam bir oedipal zafer olarak görüyordu. Baba çocukluk döneminde de evde yoktu ve hasta annesinin gözbebeği idi. Babanın eve dönmesi ile anne elden gidiyordu. Baba, kendisine göre savaşçı bir kişiydi. Onu nazik ve kibar bir kişi olarak görmeyi reddediyordu. Babayı bu biçimde algılaması o kadar yoğun hale gelmişti ki ergenlik döneminde baba ile aym odada bile kalamıyordu. Hasta şimdi 20 yaşındaydı ve ailesinin haberi olmadan gizlice evlenmişti. Baba ile yüzyüze gelme endişesi oedipal korkularını tekrar ortaya çıkarmıştı ve kendisini sembolik olarak kastre etmişti. Burada anlattığım rüyayı verdiğinde hasta kendi psiko patolojisini artık anlamıştı. Fakat hâlâ benimle oedipal bir çatışma yaşıyordu. Kendisi Malcolm Lowry’nin “Under the Volcano” adlı kitabı ile çok ilgiliydi. Başlık olarak Volcan/analist ile homoseksüel kuşatılmayı gösteriyordu. Fantezisinde bir karete ile bir ofisin mobilyalarını parçalıyordu. Rüyasının diğer oedipal özelliklerini daha ayrıntılı olarak tartışmadan önce ben analizdeki başka bir tema üzerinde durmak istiyorum. Bu oedipal rüyasında da vardı. Rüyasmdaki ping-pong topunun yavaş bir biçimde atılmasıyla ve her seferinde analistin tarafında iken topun renginin açılmasıyla, benimle oedipal çatışmasında bana yani Türk savaşcasına (kendi savaşçı oedipal babası) yaptığı her atakta ben onun kızgınlığım kabul ediyor ve bende yaşadığı imajı herhangi bir tepki vermeden tolere ediyordum. Bu transaksiyon rüyasında topun bir oyuncudan öbür oyuncuya giderken renginin açılmış olması biçiminde görülüyordu. Böylece aramızdaki yansıtmaya ve daha sonra içe almaya ilişkin duygularını daha kolaylıkla dile getirmeye başlamış bu da oedipal çatışmasının şiddetini azalttığı gibi çözümüne de yardımcı olmuştu. Bu tür yorumlamalar Freud’un ayna analojisinde (1914) anlatmaya çalıştığı analistin hastasından gelen herhangi bir yansımayı nasıl tutup yansıttığım gösteren dönüşler olarak tanımlanmaktadır. Burada analistin hastasına belli bir durumu yansıttığı doğrudur, fakat buradaki rüyada olduğu gibi analist hastasının verdiği materyalden yeterince almakta ve hastasına bunu “suçluluk ve anksiyeteden ayrışmış” olarak yansıtmaktadır böylece hastanın “değişik yönlerini” görmesine yardımcı olmaktadır. custodia silicone samsung a8 Daha da önemlisi analistin hastasmda yaşadığı kendi deneyimleri neyse onları da değerlendirip yansıtması gereklidir” (Olinick, 1968). Eğer biz hastanın topu analistin olduğu tarafa atmasını transferans yansıtmaları olarak değerlendirirsek analisttin geri vermeleri ve hastanm bunu içrelleştirmesi, aslında analistin orjinal konturtransferans tepkilerinin bir yansımasıdır. Terapist, burada oedipal babanın temsilcisiydi. Eğer hastada ciddî düzeyde regresif karakter patolojisi olsaydı, ping-pong oyununda analisti, reddedecek ve kendi şekillenmemiş self ve obje imajlarından değişik elemanlar alacaktı. Bu nevrotik hastanın ping-pong oyunu her ne kadar kendi oedipal öyküsünün gölgesinde oynanmış ise de hastamn “şimdi ve burada” transferans tekrarlarını anlama açısından yararlı olabilir. Regresyonu yoğun olan hastalarda bu tür bir oyunda bu kadar çok veri elde edilmez. Fakat bu tür hastalarda hasta ile terapist arasındaki ilişkiyi anlama açısından yararlı olabilir. Regresyonu yoğun olan hastalarda oyun temeldir, ilişkinin arkasındaki göstermenin hastaya bir yaran yoktur. İçe alma/ yansıtma ilişkisi regrese hastada yapılaşmamış self ve obje imajlarının dışlaştırılması ve yeniden içrelleştirilmesidir. Terapist kendi eğitiminde, analizinde ve aldığı supervizyonlarda hastası için kendinin çocukluk dönemindeki önemli kişilere yönelik agresyonunun ve libidosunun yer değiştirdiği kişi olduğunu anlar. Terapist aynı zamanda hastanın geliştirdiği savunmalara da katılır. Genelde terapi eğitimi sırasında verilen hastalar nevrotik veya kişilik sorunları olan kişilerdir. Bu analitik eğitimi sırasında terapist kendi analisti ile özdeşim yaparak terapi ilişkisinde transferans yansıtmalarına ve yer değiştirmelere nasıl tepki vereceğini öğrenir. Terapistte bu tür bir tolerans İçendi profesyonel özdeşiminin bir parçası haline gelir. Yalnız terapi eğitimi veren kurumlar, yapılaşmamış self ve obje imajları olan hastaların psikanaliz süreçleri için sistematik supervizyon veya diğer eğitimleri vermezler. Deforme bir parmağı olan şizofren bir hasta kendisini Goebbels ile özdeşleştirmişti ve kendisine göre annesi de Hitler’di. Anne hastanın ilk çocukluk döneminden başlayarak her doğum gününde kendisine bir nişan yüzüğü veriyordu ve doğal olarak bu yüzük hastanın deforme parmağına hiç bir zaman uymuyordu. Fakat bilinç düzeyinde ne anne, ne de çocuk bu deformeyi kabul etmişlerdi. Benimle analize başladığı ilk günden itibaren hasta sürekli ağzı ile emme hareketleri yapıyordu ve sorulduğunda şarap içtiğini söylüyordu. Annesinin Hitler imajında şimdi beni de dışlaştırmıştı ve tekrardan beni içrelleştirmişti. Bu içrelleştirme ve yansıtma ilişkisi aynı zamanda temsil edilen ünitelerin iç ve dış özelliklerini de içeriyordu. Pek çok terapist, nevrotik hastaları tedavi ederken oedipal baba yerine konulduklarında bu durumu kabullenen bir tepki verirler. Yalnız terapistin kendisine verilen Hitler imajını kabul etmesi kolay değildi ve eğer terapist (bu vaka için değil) hastanın dışlaştırmalarım kabul etmek için diğerinin servisinde regrese olmaya yeterince açık değilse durum daha da güç olmaktadır. Bu vakada aksanım ve ismim nedeniyle hasta benim Alman olduğunu düşünmüştü. Eğer terapistin gerçeği ile hasta tarafından dışlaştırması birbirine uymuyorsa, yoğun bir biçimde konturtarnsferans tepkileri gelişebilir. Odipal ve Preoedipal Hastaların Tedavilerinde Transferans- Konturtransferansın Karşılaştırılması Novick ve Kelly’nin (1970) yaptığı bir saptamada, yansıtma ve dışlaştırma sürecinde sadece hastanın transferansmm değil analistin transferansmm da rolü vardır. (Totolistik görüş açısından bu konturtransferanstır). Bu araştırıcılar yansıtmada da bir dereceye kadar “uyum” olduğunu ve yansıtılan herşeyde gerçek payının büyük olduğunu vurgularlar. Hasta kendi yansıtmasını gerçek bir olaya bağlar (Ör. Terapi seansının iptal edilmesi). Bu hostil dürtülerde mutlaka bir gerçek payı vardır. Bu çocuk analizinde kısmen açık olarak görülür. Ben (Volkan 1978) Novick ve Kelly’nin görüşlerine kısmen katılıyorum. Yalnız dışlaştırılan distonik (kötü) reprezentasyonlar ile gerçek arasmda uyumun çok az olduğunu düşünüyorum. Zaten şimdiye kadar yapılan gözlemlerde de kesin bir şey yoktur. Analistler hastaların transferans yansıtmalarına ve yer değiştirmelerine transferans dışlaştırmalarından daha yakındırlar. Analizde olan hastalarda bir kez transferans nevrozu oluştuktan sonra transferans yansıtmalarının gerçek olaylarla bağlantılı olarak analitik oluşumunu izleyebiliriz. Hastanın analistin eğri penisi olduğu şeklindeki fantezisi hastanın Türklere ilişkin bir film görmesi ve bu filmde Türklerin eğri kılıçlar taşımaları ile ilgiliydi. Bir örnek daha vermek istiyorum. Bu örnekle oedipal bir hastanın yansıtmalarının ve yer değiştirmelerinin nasıl ilişkili olduğunu ve analistin verdiği tepkinin tam anlamıyla oluşmuş konturtransferansı ortaya çıkardığını göstermek istiyorum: Benim nevrotik hastalarımdan birinin çok dominant bir annesi vardı ve babayı hep kötülüyordu. Baba yetersiz biriydi, benim hastam da akademik kariyeri olmasına karşın kendini yetersiz olarak tanımlıyordu. Analizi sırasında bu yetersiz baba imajı ile özdeşiminin kendi kastrasyon anksiyetesi ile başa çıkmada bir savunma olduğunu anladım. Analizi sırasında babanm güçlü yanlan da ortaya çıktı. Hasta beni babasının güçlü yanlarının yaşadığı kişi yerine koydu. Doğal olarak bu durum kastrasyon anksiyetesini ortaya çıkardı. Diğer bir deyişle baba güçlü olduğunda hastayı kastre edecekti. Transferans nevrozu nedeniyle “güçlü” analist bunu yapacaktı. Hastanın beni kastre edecek kişi olarak görmesi beni o kadar tedirgin etmemişti, çünkü ben analitik eğitimim sırasında hastalann tedavinin bir döneminde analisti kastre eden kişi olarak gördüklerini öğrenmiştim. Yine bu hasta bir gün analiz sırasında benim divanımda yatarken ofisimdeki radyotör dilimlerine dikkat ettiğini söyledi. Babası hastanın ofisine benimki gibi radyatör dilimleri yapmıştı. Hastam babasının özelliklerini artık biliyordu ve onu güçlü biri olarak tanımlıyordu. Uzun bir sessizlikten sonra hasta bana olan nefretini bağırarak kustu. Sessizlik sırasında benden korktuğunu, benim onu yaralayacağımı düşündüğünü anlattı. Hasta her zaman obsesif ve nazik olduğu için bu nefreti beni şaşırttı. Ben hasta için atakta bulunacağı bir kişiyi temsil ediyordum, bundan emindim. Ben bu arada radyatör dilimlerini düşünmeye başladım. Hastaın radyatör dilimleri ile direkt babasma yönelik baba/kastre eden kişi davranışında yer değişikliği yapmıştı. Benim ofisimdeki radyatör dilimi ile kendi babası tarafından kendi ofisine yapılan gerçek veya benzer dilimler, baba ile benim aramdaki ilişkinin temel noktası olmuştu. Bir iki dakika içinde kendi kontur duygularımı fark ettim. Bunları hastaya söylememeliydim; çünkü bunlar gereksiz yere hastayı zedeleyecekti, fakat zaman içinde ikimiz arasında tekrarlayan bu süreci ona yorumladım. Bu günlük çalışmam da her zamanki durumlardan sadece bir örnektir. Aslında bu kontur duygularım tam anlamıyla bir konturtransferans değildir. Ben burada sadece bu tür olayların küçük bir örneğini verdim. Analistin kendi konturtransferans duygularını anlaması oldukça önemlidir. Ben geçen yıllarda başka bir dünyadan ruhlarla konuşan bir kızı psikanalizle tedavi ediyordum. Ruhlar hem iyi, hem de kötü idiler, hastanın kendisiyle zaman zaman yaşıyorlardı. Hastamn self kavramı zedelenmişti ve iki karşıt kampa ayrılmıştı. Bazen kendisini omnipotent bir kurtarıcı olarak görüyor, bazen de ölmüş gibi hissediyordu. Hasta doğduktan sonra, genç bir erkeğin öldüğü eve evlâtlık olarak verilmişti. Aile bu genç erkek için yas tutamamıştı, ölen erkeğin kız kardeşi beş aylık hamile iken düşük yapmış ve benim hastam evlâtlık olarak alınmıştı. Ölen kişinin isminin kızlara uygun şekli hastaya verilmişti. Böylece ölen kişi yeniden dirilmişti. Hasta için önemli olan kişiler kendisini yarı canlı, yan ölü; hem erkek, hem kadın olarak değerlendirimişlerdi. Hastada self kavramının birbirine uymayan yönleri bir türlü bütünlenmemişti. Analizde benim varlığım çocuklukta kendi ailesi içinde nasılsa öyleydi. Eğer analiz sırasında hasta ölü kısmım bana yüklemişse, ben ölmüştüm. Hastanın kendisi ve öyküsü hakkında daha çok şey öğrendikçe, benim duygusal konturtransferans duygularım anlamlı hale gelmeye başladı. İkimiz arasındaki duygusal ilişki ile hasta şekillenmemiş self ve obje reprezentasyonlarını (şimdi ve.burada) yeniden tanıdı. Ben de hastanın en dağınık dönemde bana anlattıklarım daha iyi anladım. Obje ilişkilerinde çatışması olan hastayla nevrotik hasta arasında transferans konturtransferans fenomeni açısından şimdiye kadar herhangi bir fark bulunamamıştır. Hasta tedaviye geldiğinde nevrotik transferans güçlüdür ve gerçek ilişki tedavinin sonunda gelişmeye başlar. Anna Freud (1954) bu konu üzerinde durmuş, nevrotik hastanın kendi isteği ile analize geldiğini, gerçeği değerlendirmede herhangi bir sorunu olmadığını, ancak transferans geliştiğinde bu durumda geçici bir bozulma olduğunu belirtmiştir. Transferans üzerinde çalışıldığında analistin rolü bir kez daha ortaya çıkar. Ben burada aynı şeyi konturtransferans için söylemek istiyorum.