Tekrar Yaslandırma Yöntemi İle Tedavi Edilen Bir Hasta

Geçen konuşmamda (2) anlattığım tekrar yaslandırma yönteminin nasıl uygulandığmı göstermek üzere bir vaka takdim edeceğim. Bu vakanın bir özelliği hastanın önce bir şizofreni tablosu göstermesidir. Yaptığımız araştırmalar, böyle bir tablonun altında bazen yas tutma hastalığının yattığım göstermiştir.

HASTANIN KİMLİĞİ

36 yaşında, erkek, evli, üç çocuklu, protestan, bir memur.

Hastanın Şikâyetleri:

Sekiz aydan beri karısından şüphe ediyor. Karısının başka bir adamla ilişki kurduğunu sanıyor. İki aydan beri kahve içerken fincanın içinde sarı bir leke gördüğünü ve bunun bir zehir olduğunu söylüyor. Karısının kendini zehirlemek istediğine inanmış. Ayrıca hasta, karısının giyeceği çorapların içine zehirli tozlar koyduğundan ve bu tozların ayak derisini kaşındırmaya başladığından şikâyetçi. Hasta işine gidemiyor, uyku düzeni bozulmuş. Bir de vücudundaki halsizlikten söz ediyor.

Teşhis Sırasında Alınan Öykü:

Hasta üç öz kardeşin en büyüğü, kendisi on üç yaşında iken annesi melanomadan ölmüş. Bundan sonra babası tekrar evlenmiş ve hastanın üç üvey kardeşi doğmuş. Annesinin ölümünden on bir yıl sonra hem hasta, hem de bir kızkardeşi melanomaya tutulmuşlar ve cerrahi tedavi görmüşler. Hasta ve kızkardeşi kurtulmuşlar, fakat aynı hastalığa yakalanan bir teyze ölmüş. Böylece melanomanm hem hasta için, hem de ailesi için bir tehlike, bir ölüm işareti olduğunu görüyoruz.

Hastadan alman öykü onun paranoid tablosunun bir üvey kardeşinin ölümünden bir ay sonra oluştuğunu gösterdi. Genç bir erkek olan üvey kardeşi yüzmek için girdiği bir gölde, bir kaza sonucu boğularak ölmüş.

Bu hasta müziğe çok meraklıydı. Evinde yalnız başına oturmuş birkaç plağı gramafona yerleştirmeye çalışırken telefon çalmış. Üvey kardeşinin bir arkadaşı telefon etmiş ve üvey kardeşinin gölün suyuna daldığını, fakat bir daha suyun yüzüne çıkmadığını bildirmiş. Hasta dinlemek için hazırladığı plakları dinleyememiş, fakat onların önünde, üvey kardeşinin ölü olarak bulunduğunu bildiren ikinci telefon haberi gelinceye kadar epey oturup beklemiş. (Daha sonra anlatacağım şekilde), bu plaklar hasta için “Son dakika” türü bağlayıcı nesneler oldular.

Ölen üvey kardeşin cesedi su içinde çok kaldığı için derisi özellikle ayak derisi, kırışmış bir durumda imiş. Cenaze işleri ile hasta uğraşmış. Cenaze sırasında ağlamamış, üstelik üvey kardeşinin öldüğüne bir türlü inanmamış. Devamlı olarak üvey kardeşinin simgesi ile meşgul. Hastanın öyküsü alınırken ve üvey kardeşini anlatırken hasta geçmiş zaman da değil de şimdiki zaman da konuşuyordu. Örneğin: “Üvey kardeşim neşeli bir kişidir.”

Hastanın şikâyetleri arasında olan “derisinin kırışması” kaygısı ile, ölen üvey kardeşinin derisinin kırışması arasında bir bağıntı olduğu düşünüldü. Ayrıca, sarı zehirin ölümün işareti olan melanomayı ve kahvenin de üvey kardeşin boğulduğu çamurlu suyu simgeleyebileceği aklımıza geldi. Bu düşünceden hareket edip hastanın şizofreniye benziyen klinik tablosunun altında bir yas tutma hastalığı yatabileceğim düşündüm. Tedavisi sırasında hasta ile olan temasımız, onun gerçekten bir yas tutma hastalığı geliştirdiğini gösterdi.

Tekrar Yaslandırma Tedavisi:

Hasta tedavisinin başlangıcında, patolojik yas tutanlara ait tipik rüyalardan (1) sözetti. Hasta rüyalarında üvey kardeşini kurtarmak için çamurlu suya dalıyor, fakat girişimi bir sonuca varmadan iç sıkıntısı ile uyanıyordu. Üvey kardeşi öldükten sonra hasta kendi çocuklarına yüzme dersi vermekle meşgul olduğunu söyledi. Çünkü, evlerinin arkasından geçen ve hiçte derin olmayan bir derede çocukların boğulacağından korkmuştu.

Tedavisi başlar başlamaz hastanın, kendi melanoma hastalığından sonra, Allah ile bir pazarlığa giriştiğini öğrendim. Eğer iyi bir insan olursa ve Allah’a karşı öfke duygusu duymazsa melanomanm geri gelmeyeceğine inanıyordu. Üvey kardeşi boğulduğu zaman, bunun Allah’ın bir isteği olduğunu, bir arkadaşı hastama söylemiş. Bunun üzerine hastam, eğer ölüm bu nedenden ise öfkelenemeyeceğim diye düşünmüş. Üvey kardeşi hakkında konuşması için hastaya cesaret verdim. Hasta kendini kabahatli hissediyordu. Örneğin, ölmeden biraz önce üvey kardeşi bir televizyon cihazı yapmaya çalışıyormuş. O öldükten sonra hastam elektronik cihazlar üzerinde çalışmak için ders almış. Ölen üvey kardeşle özdeşim yapıp onun bitiremediği işi kendisi bitirmeye çalışmış. Fakat bu arada şiddetli baş ağrıları geliştiğinden derslere devam edememiş ve televizyon cihazını tamamlayamamış. Bu cihazı bitiremediği için hasta kendini suçlu hissediyordu. Ona gerçek suçluluk duygusunun bilinci dışında kaldığını söyledim. Özdeşim yolu ile üvey kardeşi tekrar hayata getiremediği için bu duyguyu taşıdığını açıkladım.

Başlangıçtan beri hastanın paranoid fikirlerinin neden karısı üzerinde toplandığını merak ediyordum. Şu öykü merakımı giderdi: Ölümünden bir gün önce üvey kardeşi hastamın karısına telefon edip bir araba satın almak için borç para istemiş. O gece karısı bunu hastama söylemiş. Hastam da paranın verilmesini olumlu bulmamış. Ertesi gün genç adam ölünce hastam kendi suçluluk duygusunu karısı üzerine aktarmış oldu. Karısını öldürücü, kendisinide öldürülecek kişi yapmıştı. Böylece kendi duyguları örtbas edilmiş oldu.

Bu arada hastamın çok bağımlı bir karaktere sahip olduğunu öğrendim. Karısının direktiflerine ihtiyacı olan bir kişiydi. Eskiden melanoması olduğu için derisini güneş ışığından koruyor ve kendisini daima korunacak bir durumda tutuyordu. Karısından ayrılma ve onun koruyuculuğunu yitirme hastanın içinde iç sıkıntısı oluşturuyordu. Üvey kardeşinin ölümü kendi ayrılık anksiyetesini artırmış, böylece bir kontur- fobik manevra ile, yani kurduğu paranoid sistem yardımıyla, karısını kendinden uzaklaştırmayı başarmıştı. Bunun anlamı şu idi: “Karım tehlikeli ve fani bir kişidir, o halde ondan ayrılmak kolaydır ve ayrılık anksiyetesi duymama gerek yoktur” Burada anlattığım bir psikolojik manevra” kedinin ulaşmadığı ciğere pis” demesine benzer.

Bu sırada hastanın tedavisinin dördüncü seansına gelmiştik. Bu tedavi saatinde hasta ölen üvey kardeşinin bir resmini getirdi. Resmi benimle kendisi arasındaki masa üzerine, yüzü aşağı doğru koydu, fakat resme bakmaya çekindi. Bir gün önce kahve içmeyi denediğini, fakat kaza yapıp kahveyi boynuna ve gömleğine döktüğünü söyledi. Korkulu bir tonda, fakat şaka yapar gibi “Kendimi çamurlu suda boğmaya çalışıyordum” diye mırıldandı. Bu korku amnda hastayı bu iç görüşü nedeni ile tebrik ettim. Ayrıca, içinde çok duygular olabileceğini ve bu duyguların dışa çıkmasına izin verirse yine boğulabilecek gibi olacağını sandığımı ekledim. Daha sonra hastada bazı öfke duygularının ortaya çıktığını gördüm. Hastam “Üvey kardeşim aptallığı yüzünde boğuldu.” dedi. Öyküye göre üvey kardeşi karmnı tıka basa doyurduktan hemen sonra yüzmeye gitmiş. Böyle bir durumun adalelerinde kramp ortaya çıkarabileceğini ve bu nedenle tehlikeli olabileceğini bilmesi gerekirdi.

Tedavinin beşinci seansında, yani tedaviye başladıktan bir hafta sonra, hastam, şiddetli duygularla, gördüğü bir rüyayı anlattı. Rüyasında büyük oğlunu görmüş ve aynı anda aklında “Öldür! Öldür!” diye bir düşünce oluşmuş. Rüyasını anlatır anlatmaz hastam büyük oğlunun ölen üvey kardeşine çok benzediğini söyledi. Yardımımla üvey kardeşine karşı olan saldırganlık duygularını ve onu “Öldürmek” istediğini, yani yas tutma sürecini tamamlamak istediğini biraz anladı.

Ertesi gün hasta yeni bir rüya gördüğünü söyledi. Bu rüyada bir uzun boylu ve bir de kısa boylu adam varmış. Uzun boylu adamın ayakkabıları eski ve rahatmış. Az sonra ayakkabıları üzerinde kırışıklık belirmiş. Hasta kısa boylu adamın kendisini simgelediğini söyledi. Mütavazı bir yaşam istiyordu. Allah ile yaptığı pazarlığa göre problemli olaylardan kaçmabilecekti. Yas tutma problemli bir olaydı. O halde yas tutmak istemiyordu. Rüyadaki uzun boylu adam da terapisti simgeliyordu. Hastam benim gibi ayaklarını sıkmayacak rahat ayakkabılar giyip yaşam yolunda öyle yürümeyi istiyordu.

Yukarıdaki rüyaların tedaviye en yararlı kısmı hastanın ayakkabıları üzerindeki kırışıklık için yaptığı serbest çağrışım oldu. Hastanın bir hezeyanına göre, çoraplarının içine konan zehirli tuzlar nedeni ile ayak derisinde kırışıklık olmuştu. Çağrışım yolu ile hasta hezeyanı ile üvey kardeşinin cesedinde beliren kırışıklıkları arasındaki bağıntıyı buldu. Bunun üzerine hasta bütün vücudunun soğuduğunu hissetti. Hastaya yalnız ölen kişilerin vücutlarının soğuduğunu hatırlattım ve bu yeni belirtisini üvey kardeşi ile hâlâ bir temas kurma isteği nedeniyle oluştuğunu anlattım. Hastam derin bir nefes aldı, ve “Keşke tekrar yaşamaya başlasam!” dedi. Ben de kendisine “Öldür! Öldür!” rüyasını hatırlattım ve üvey kardeşi ile olan çatışmalı ilişkisinin üvey kardeşi “öldürünce” sona ereceğini söyledim.

Bir gün sonraki tedavi seansında hastam üvey kardeşinin, o zamana dek odamda, masa üzerinde yüzü aşağı olarak bıraktığı resmine ilk kez alarak baktı. “Kardeşim öldü, onunla hiç ilgim yok!” diye bağırdı. Bu ifadenin ikinci bölümünde tabiî ki bir inkâr vardı. Bunu hastama açıkladım ve o açık açık ağlamaya başladı. Üvey kardeşi çok yakışıklıymış, tam erişkin bir erkek olduğu zaman ölmüş.

Yukarıdaki tedavi saatinden sonra hastanın durumunda bir değişme görüldü. Hastam tekrar yaslanmaya başlamıştı. Üvey kardeşinin reprezantasyonunu bir introject olarak göğsü içinde hissetti. Sanki üvey kardeşi canlı olarak hastanın göğsü içinde gömülüydü. Bu tedavi saatinde eliyle introjecte işaret ederek onu göğsünden dışarı kovdu. “Çık dışarı, defol defol!” diye bağırdı.

Tedaviye başlayalı bir ayı geçince hastamın dikkatini ölüm haberini işittiği zamana ve cenaze merasimine çektim. Bunun üzerine hastam yeni bir rüya anlattı: Rüyasında kendini evinde rahat rahat otururken görmüş. Sonra uzun boylu bir kadın hastanm evinin sokak kapısını çalmış. Hasta kapıyı açarak kadına “Evimde oturuyor, üvey kardeşimi bekliyorum” demiş.

Hastam uzun boylu kadını bana benzetti. Ben de uzun boylu kadın gibi rahatını kaçırıyor ve içinde anksiyete yaratan, görmek istemediği şeylere dikkatini çekiyordum. Hastanın bana karşı olan öfkesi böylece ortaya çıktı. Ayrıca, uzun boylu kadın hastaya bir komşusunu hatırlattı. Üvey kardeşinin ölüm haberi geldiği zaman hastam evinde yalnızdı. Karısı başka bir yerde çalışıyordu. Hastanın çocukları, rüyadaki uzun boylu kadının hatırlattığı komşu kadının evine gitmişlerdi. Hastam, ölüm haberi geldiği zaman, çocuklarına karşı bir öfke duyduğunu bu rüya nedeniyle şimdi hatırladı. “Çocuklarım evde olsalardı kendimi yalnız hissetmeyecektim” diye düşündüğünü bana söyledi. Bağımlılığı ve yalnız bırakılmakla benlik duygusuna inen darbe böylece ortaya çıktı. Bu anda hastam kendi haline gülebildi ve içi rahatladı.

Daha önce de söylediğim gibi plaklar bu hastanın bağlayıcı nesneleri olmuştu. Şimdi bu bağlayıcı nesneleri tedaviye sokmanın zamanı gelmişti. Plaklar tedavi seansına getirildi. Hastam ve ben bu plakları dinlemeye başladık. Ölüm haberinden sonra ilk defa hastam bu plakları çalabiliyordu. Hastanın acılı duygularını onun içine kilitleyen anahtar tekrar dönmüş oldu ve hastanın göz yaşları sel gibi akmaya başladı. Bunun sonucu olarak hastam göğsünden bir ağırlığın (Introject) çıkıp gittiğini söyledi.

Bir kaç gün sonra tedavi seansına geldiği zaman hasta “Hemen o herif hakkında konuşmaya başlayalım” dedi. “O herif’ dediği ölen üvey kardeşiydi. Şimdi üvey kardeşinin dikkatsiz, çılgınca bir genç adam olduğunu dinlemeye başladım. Üvey kardeş gösterişi seven, tehlikeli biçimde araba kullanan birisiymiş. Böylece hastam ölen için, kendisini değil de, ölen kişiyi kabahatli bulduğunu anlattı. Hasta tekrar huzuruna kavuşmuştu.

Cenaze törenine bir başka ilden, ölen genç adamm tanıdıkları gelmişti. Tören biter bitmez bu kişiler hastamın şehrinde bulunan turistik bir yeri görmek istemişler ve hastam yas tutacağına, istemeyerek onlara kılavuzluk etmiş. Hastam şimdi bu kişilere karşı duyduğu öfkeyi de ifade edebiliyordu.

Bu sırada hastama, uygun bir zamanda, ölen üvey kardeşinin mezarının bir resmini çekip tedavi saatine getirmesini söyledim. Bu tavsiyenin sonucu olarak mezarla olan ilgisi arttı. Bir kaç gün sonra yeni bir rüya anlattı. Bu rüyada kendisi mezarlıkta yalnızmış. Üstü örtülmemiş bir çukurda, içinde üvey kardeşinin cesedinin bulunduğu bir tabut görmüş. Bir kürekle tabutun üzerini toprakla doldurmuş. Bu işle meşgul iken ben de rüyasına girmişim ve mezarı kapatmak için ona yardım etmişim.

Yukarıda anlatılan rüyayı gördükten sonra hastam ile karısı arasındaki ilişkiler çok düzeldi. İçinde yeni bir enerji sezdiğini söyleyerek hastam işine dönmek için hazırlık yaptı. Bu arada, kendi kendine, mezar taşı yapan bir dükkân bulup mezar taşı üzerinde bilgi topladı. Sonra üvey annesi ile beraber üvey kardeşinin mezarı için bir mezar taşı sipariş ettiler. Hastam ayrıca mezarı ziyaret ederek oranın resmini çekti. Üç gün sonra tekrar yaslandırma tedavisinin sona erdiğine beraberce karar verdik.

Üç Yıl Sonra: Tedavisinin bitişinden sonra ilk yıl içinde üç kez, ikinci yıl içinde iki kez ve üçüncü yıl içinde bir kez hastayı izledim. Bu süre içinde hastanın belirtileri geri gelmedi ve hastanın tekrar yaslandırma tedavisi ile sağlığına kavuşturulduğu anlaşıldı.

Beşinci izleme seansında tedavisinin bitişinden bir yıl ve dokuz ay sonra, hastam yeni bir rüyasını anlattı. Üvey kardeşinin ölümü ile ilgili iç çatışmasının çözüldüğünü göstermesi yönünden, bu rüya çok önemlidir: Rüyasında üvey kardeşine benziyen ve böylece onun yerini tutan oğlu ile su içinde yüzüyorlarmış. Ansızın bu on yaşındaki çocuk daha büyümüş ve su içinde zorlukla yüzmeye başlamış. Bunun üzerine güreş eder gibi hastamın üzerine sarılmış. Bir ara hastam su altına çekilecek gibi olmuş, fakat sonunda öteki kişiden ayrılabilmiş ve sahile çıkabilmiş.

Üvey kardeşi öldükten sonra hastanın kendisi de, psikolojik bir yönden, suda boğulacak gibi olmuştu. Hastam bu son rüyasının böyle bir boğulma durumundan kurtulduğunu, yani sağlığına kavuştuğunu, gösterdiğini söyledi.

ÖZET

Tekrar yaslandırma tedavisine bir örnek olarak yas tutma hastalığı olan bir hastanın sağlığına nasıl kavuşturulduğunu anlattım. Ayrıca, bu sırada hastanın rüyalarının psikolojik değişmeleri yansıttığını da göstermeye çalıştım.