İntihar uzun zamandan beri ele alman bir konudur. Bazı dönemlerde ve bazı kültürlerde intihar ödüllendirilirken diğerlerinde kabul edilmez. Kendine zarar vermede pek çok fenomen etkilidir ve bu konuda demografik alandan psikolojik alana kadar pek çok çalışma yapılmaktadır. Ör. Son yıllarda yapılan çalışmalar intihar davranışını psikolojik stress durumlarmdaki endokrin tepkilerle birleştirmektedir. Kaynak olarak da çeşitli stresli durumlar verilmektedir. Ör. Kronik dializ, ergenlik ….vs. Ortaya çıkan etmenler ne olursa olsun en son nokta bireyin kendisidir. Kendine zarar vermeyi ortaya çıkaran dinamik psikolojik süreçleri araştırmak, intiharı anlama açısından yararlı olabilir. Bu makale patolojik yas dönemindeki intihar ile ilgidir. Bu konudaki çalışmalara baktığınızda yas ve depresyonun ikiz çalışmalarda ele alındığını görmekteyiz. Freud “Yas ve Melonkoli” adlı kitabında ikisini eş olarak değerlendirmektedir. Literatürde patolojik yas ile intihar arasındaki ayrım pek kesin değildir. Virginia Üniversitesi, Psikiyatri Bölümünde 1965-1971 yıllan arasında yapılan bir çalışmada (Yaş ranji 14-45) semptomların, yakınların ölüm gününde, hemen sonra veya yıldönümünde ortaya çıktığı görülmüştür. Bu çalışma patolojik yas fenomenini bir anlamda açıklamaktadır. Şimdi sunulacak çalışmada depresyon ve patolojik yas arasındaki ayrım açıklanmaya çalışılacak ve her ikisinin de intiharın nasıl farklı bir motivasyon içerdiği gösterilecektir. Yapılaşmış Patolojik Yas Reaksiyonları Daha önce ölüme verilen tepkileri tanımlamıştık. Bunun bir ucunda tamamlanmamış reaksiyonlar, diğer ucunda da nevrozlar, psikozlar, psikosomatik hastalıklar… vs. vardır. Patolojik yasın klinik görünümü bunların arasına yayılmıştır, ya ilk dönemde abartılmış bir tepki veya kronik uzun süreli bir reaksiyon biçiminde görülür. Lindemann, yas dönemindeki akut reaksiyonları tanımlamaktadır. cover iphone 7 plus custodia outlet Bu reaksiyonlar ölüm ile aşırı uğraşma, ölüm imajı ile ilgilenme biçimde olabilir. Bu semptomlar, yıldönümlerinde ortaya çıkabileceği gibi, dağılmış ve kristalize olabilir ve ancak bir formulasyonla açığa çıkar. Bu formulasyonda bireyin sürekli araştırdığı konu, ölüm yoluyla kavuşma olduğudur. Bowlby ve Parkes hayvan davranışları ile bu durumu açıklamaya çalışmışlardır. “Dönüşü olmayan kayıplar istatistik yönden çok az olduğu için dikkate alınmaz. İnsan gelişiminde bizim içrel dürtülerimiz, bütün kayıplarda dönüş olduğunu kabul etmekte ve bu biçimde tepki vermektedir”. Biz hastaların böyle bir araştırma içinde olduğunu nasıl bileceğiz? Hasta entellektüel düzeyde ölüm olduğunu kabul etse bile bir parçası bunu sürekli inkâr eder. Patolojik yas içinde olan hastaların rüyaları bize fikir verebilir. Bu kişilerin tipik rüyalarında ölmüş olan kişi yaşam ve ölüm arasında çırpınmaktadır. Rüyayı gören kişi onu kurtarmaya çalışır, fakat çırpınma bitmeden uyanır. Patolojik yas içinde olan birey, ölen yakınının mezarını ziyarete gitmez, ona mezar taşı yaptırmaz. Çünkü, ölen kişinin bir gün dirildiğinde taşların altından kalkamıyacağmı düşünür. Bu bireylerde yeniden dirilme fikri sürekli vardır ve çok etkilidir. Bowlby’nin fikirlerini izleyen Parkes yas da 4 dönem tanımlamaktadır: Uyuşma; Ölen kişinin iyleşeceğine inanma. Ümitsizlik: Dağılma ve davranışlarda bozulma. cover custodia samsung Yapılaşmış patolojik yasta birey ölen kişinin yeniden dirileceği düşüncesi ile “donmuş”tur. Biz Bowlby ve onu izleyenlerin görüşlerini dikkate alarak, Virginia Üniversitesine yatan patolojik yasta olan bireylerin ölen kişiye yönelik libidinal ve saldırgan dürtülerini anlamaya çalıştık. Patolojik yasta olan kişi depresyonda olan kişi gibi yitirilen kişiye yönelik ikizli duygular içindedir ve bir yandan da bu duyguyu yok kabul etmeye çalışır. Bir yandan ölen kişinin yaşama dönmesini ister. Bir yandan da bunu istemez. Tekrar kavuşmayı sürekli arama bilinç dışında çok kuvvetlidir, savunma mekanizması olarak da görülebilir. iphone cover original Savunma ikizli duygulara ve temelde saldırgan ve libidinal dürtülerdeki herhangi bir patlama olasılığına yöneliktir. Aşağıda vereceğimiz örnek yitirilen kişinin tekrar dirileceğine inanma ve bundan korkmaya yöneliktir. custodia samsung s8 Genç bir erkek hastanın büyükbabası ölmüştü. Büyükbaba, pek çok güçlüğü olan bu gencin hem arkadaşı, hem de dış superegosu idi. Büyükbabanın ölümünden sonra erkek hasta büyük babanın mezarına gitmiş ve üstüne oturmuştu; ağırlığının onun mezardan çıkmasını engelleyeceğini düşünüyordu. Bu ziyaretlerinde hasta, yanında bir de kürek taşıyordu. Bu örnekte ikizli duygu açıkça görülmektedir. Egonun durumu depresyon ve patolojik yasta birbirinden farklıdır. Depresyonda yardım istemek varken patolojik yasta ümitsizlik, korku görülür. cover shop online İçrelleştirme, her iki durumda da birbirinden farklıdır. İçrelleştirme, depresyonda geniş alanda ele alınır ve intihar bununla açıklanır. Depresyonda olan bireyin ölen kişi ile özdeşimi tamdır. Birey kendisiyle ölen kişiyi ayrıştıramaz. Kendini suçlar, ümitsizlik içindedir. Sevme nefret etme çatışması kendisi ile ölen kişi arasında vardır ve ölen kişi superego/ego arasında intrapsişik bir çatışma haline gelir. Bu durumda intihar kendini suçlamanın, ümitsizliğin göstergesidir ve aynı zamanda yitirilen bir kişiyi de öldürmeyi temsil eder. Patolojik yasta içrelleştirme tam bir özdeşim olmadan durur. Yas içinde olan kişi, ölen kişiyi kendi bedeninin bir parçası olarak taşır ve bundan sonra tek amacı bu çatışmalı ilişkiyi kendi içinde devam ettirmektir. Patolojik yasta içrelleştirme depresyonda olduğu gibi tam bir içrelleştirme değildir. Dışlaştırma süreçlerinde de patolojik yas depresyondan ayrılmaktadır. Bu süreçler, olayları ve çatışmalı obje ilişkilerini self dışında tutar ve patolojik yası bizim Virginia çalışmasında adlandırdığımız ilişki objelerinin uyumu ile kolaylaştırır. Bunlar cansız geçiş objeleridir. Bir yerde yitirilen kişiye ait objelerdir veya ölüm olayını hatırlatan şeylerdir. (Ör.yitirilen kişinin kitapları.) Bu tılsımlı durumlar patolojik yasta olan kişide belli intihar olaylarına neden olabilir. Bu düşünceye göre yitirilen kişi herhangi bir davranışın sonunda görülebilecektir. Bu durum depresyondaki intihar ile patolojik yastaki intihar arasındaki ayrımı açıklığa kavuşturmaktadır. Depresyondaki birey kendi özdeşim yaptığı kişiyi intihar davranışı ile öldürmek istemektedir. Sonuçta saldırgan bir hareket söz konusudur. Patolojik yas içinde olan bireyin intiharı, şizofren hastanın kendine zarar verme davranışına benzemektedir. Şizofren hastalar kendilerini omnipotent hissederler ve eğer anneleri ile yaşadıkları omnipotentliğe regrese olmak isterlerse buna ancak kendilerini öldürmek ile ulaşırlar. Patolojik yasta da özdeşim tamdır. Fakat özdeşim ilkel düzeyde kalmaktadır. Yasta olan kişi bağlantılarını yitirir ve ölüm ile birleşeceğini düşünür. Bu depresyon durumlarında olan bir şey değildir. Burada patolojik yasta olan bir kişi de görülen tipik intiharı örnek vermek istiyoruz. Örnek: Hastamız M’den alınan kısa bir anamnez ve intihar girişiminden sonra kendisi ölürken zihninden neler geçtiğini anlama patolojik yas ve yıl dönümü reaksiyonunu değerlendirmede yararlı olabilir. M.22 yaşmda, bekar, kadın hasta. Hastaneye uyku ilâcı ile intihar girişimi olduktan sonra getirildi. Hasta 24 Ekim de ve sabah saatlerinde intihar etmişti. Bu tarih hastanın evlenmesinden bir gün önceydi. Hastanın babası uzak bir şehirde çalışıyormuş ve hasta 14 yaşında iken ölmüş. Eve nadiren gelen bir kişiymiş. Anne-baba ayrı yaşıyorlar, fakat boşanmış değiller. M. annesi, kardeşleri ve diğer akrabaları ile yaşıyor. M.2 yaşmda iken evleri yanıyor, bir erkek kardeşi ölüyor. Annesi kötü bir biçimde yanıyor, aylarca hastanede yattıktan sonra eve geldiğinde anne-baba arasında bir sorun oluyor ve baba evi terk ediyor. M. bu dönemde 3 yaşmda ve yeni doğmuş bir kardeşi var ve bütün çocuklara anne bakıyor. Anne de yanık izlerinin olması ve ailedeki ayrılma, hastanın anne ile olan ilişkisini etkilemiş olabilir bu arada hastanın yaşadığı babadan ayrılma durumu da dikkate alınmalıdır. M.babasının ölüm gününün tarihini bilmiyor, çünkü ölüm günü yanlış yazılmış. Ekimin 21 veya 22’si olabilir. cover shop online Yalnız cenazenin 24 Ekimde kaldırıldığını biliyor. Bu üç günde M’de yıldönümü reaksiyonu oluyor. Yalnız ilginç olan bir şey ayın 23’ünde hastada hiç bir semptom görülmemesi. Yıldönümü reaksiyonunda hasta ölen kişinin hayali ile yaşıyor, suçluluk ve üzüntü duyguları var. Babasından uzakta olduğunda M.de babasının birlikte olduğu kadına yönelik kıskançlık duygulan var ve babasının kadını kırbaçladığını hayal ediyor. Babasının ölümünden sonra rüyasında babasının dirilmiş olduğunu ve kendisini kırbaçlamaya çalıştığını görüyor. Bu hastanın babasının resimlerini ilişki objeleri olarak kullanması tipiktir. Bu resimleri elinde tutmakta ısrar etmektedir. Cenaze sırasmda kendisinde bir bölünme olduğunu belirtmektedir. İlk dönemlerde babasının ölümünün ne anlama geldiğini bilmiyordu. Bir parçası, onun hâlâ yaşadığına ve dirileceğine inanıyordu. İçinde babasının resimleri olan İncil’i kendisiyle birlikte her yere taşıyordu. Bazen gözlerini kapatıyor, babasını başında kasketi canlı olarak görüyor, sonra ölüm haberi, gelmeden gözlerini açıyordu. Annesinin bu resimleri bulacağından korkuyordu ve annesi bulmasın diye resimleri kendi yatak odasında bir yere koymuştu. M. bu resimlerin diğer aile resimlerinin durduğu yere ait olmadığı inancmdaydı. Ergenlik döneminde M., annesine babasının “bu günlerin birinde” mutlaka döneceğini sürekli olarak söylemiş ve sürekli babasının yoldan eve doğru geldiğini ve kendisinin onu karşılamak için koştuğunu hayal etmişti. İntihar Girişimi: Biz M.yi değerlendirirken neden 8’inci yıl dönümünde intihar girişimi olduğunu anlamaya çalıştık. 24.Ekim tarihi, bu yıl babasının öldüğü yılda olduğu gibi cumartesiye gelmişti. Aynı zamanda M,, 24 Ekim de evlenecekti. Düğünden bir gece önce hasta nişanlısı ile birlikteydi ve eve geç döndü. Eve geldiğnde evleneceği günün, babasını ölüm günü olduğunu hatırladı. Kendini öldürme fikri zihninde yoktu. Fakat yine de sabah kendisini erken kaldırmamalarını söyleyerek odasına babası ile ilgili hayaller kurmaya gitti. Babası evlenmesine sevinir miydi? Babası ile konuşma isteği çok fazlaydı. Terapide bu geceyi anlatırken kendisini “sen” olarak anlatıyordu ve davranışlarını kendisi değil başka biri yapmış gibi tanımlıyordu. O gece biri kendisiye “sana bir zarar vermeyecek, sadece uyu ve babanı gör” diye konuşuyordu. Bu sesi dinleyerek uyku haplarını aldı. Bunların kendisini öldürebileceğine ilişkin en ufak bir düşüncesi yoktu. Babası ile aşırı ilgiliydi. Ses “seni kucaklayacak ve öpecek, ilaçları al” diyordu. Kendisi şöyle anlatıyordu. “Bütün bu süre içinde hep aynı sesi duydum, hep sana zarar vermeyecek, yat” diyordu. Ben ışığı kapattım ve yattım. İlaçlan aldıktan sonra herşey ağzıma geldi. Gittim ve kustum, beni duymamaları için suyu açmıştım. custodia samsung Tekrar yatağa yattığımda kendimi hasta hissediyordum. Ev sahibi gelip hasta olup olmadığımı sordu. Ona cevap vermedim, o dönemde başım dönüyordu.” M. daha sonra psişik süreçleri izleyen parçasını anlattı. Sesleri uzaktan duyduğunu ve aldığı hapların kendisini hasta ettiğini anladığını söyledi. Gözlerini açtığında da beyaz çarşafları ve mavi duvarları gördüğünü, bunun ölüm olup olmadığını merak ettiğini ve babasını görmek istediğini söylediğini hatırlıyor. Eğer ölüme yakın bir durumda ise son kez babası ile konuşma isteğini duyuyormuş. Bazı ölmüş insanlar gördüğünü, fakat babasını bulamadığını, daha sonra ev sahibini gördüğünü, onun da öldüğünü düşündüğünü anlattı. Aslında evsahibi hastayı odasında bulmuş ve hastaneye getirmişti. ÖZET 1966-1971 yılları arasında 55 hasta üzerinde yaptığımız çalışmada bu hastaların ölüme verdikleri tepki bizi patolojik yas fenomenine ve bu durum ile depresyon arasındaki ilişkiyi araştırmaya götürdü.