Ölüm; doğum, hastalık ve sağlık kadar tıbbı ilgilendiren, doktorun sıklıkla karşılaştığı bir konudur. Bu olayın ölecek olanlar veya yas tutacaklarda yarattığı psikolojik tepkilerin ancak son yıllarda ciddi olarak incelenmeye başlanması, bizi ölüm konusunun da cinsel konular gibi yasak bir konu olduğu yargısına götürür. Freud, çalışmalarının başlangıcında kişinin nevrotik semptomları ile bir yakınının ölüme karşı verdiği tepkiler arasında bir bağlantı olduğunu bildirmiştir. iphone 8 plus custodia outlet Örneğin, 1897′ de Fliess’e yazdığı bir mektupta bazı kişilerde görülen adale kasılmalarının bu kişilerin rigor mortis (ölü sertliği) ile özdeşim yapmaları nedeniyle oluştuğunu ileri sürmüştür (8). Freud’un ilk vakalarında, örneğin, Anna O. vakasında, ölümün etkilediği semptomlar belirtilmişti (5). Freud’un bu öncü direktifleri meydanda olduğu halde, psikanalistler, 1961 de Bowlby’nin dediği gibi, psikanalizin doğuşundan ancak 50 yıl sonra, ölüme karşı oluşan tepkileri incelemeye başlamışlardır (4). Bu gün hem ölecek olanın (13), hem de sağ kalan erişkin akrabaların (4, 6, 14, 16, 17) ve çocukların (3, 12, 15) ölüme karşı verecekleri doğal tepkiler ayrıntıları ile bilinmektedir. Ayrıca bazı tıp kurumlarında ölüm ve elem hakkında, öğrenciler için konferans ve seminerler düzenlenmiştir (2). Virginia Üniversitesinde 1966’dan beri erişkin yas tutanlarda başlıca iki yön incelenmiştir: (18, 19, 20, 21, 22, 23, 24).

  1. Yas tutanların verdikleri patolojk tepkiler: Bu yönden çalışmalar nevrotik depresyona benzeyen, fakat onunla aynı olmayan “yas tutma” hastalığının bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.
  2. Yas tutma hastalığı olan hastaları tedavide benim “Tekrar Yaslandırma” ismini taktığım bir yöntem.

Bu konuşmanın amacı yas tutma hastalığını anlatmaktır. Bu hastalıkla ilgili tedavinin yöntemi gelecek konuşmamda tanıtılacaktır. ERİŞKİN YAS TUTANLARIN ÖLÜME KARŞI GÖSTERDİKLERİ TEPKİLER Birçok yazarlar kuramsal semantik ayrıntıları olduğu halde sağ kalanların, akraba veya yakınlarının ölümüne karşı farklı tepki verdikleri üzerinde anlaşmışlardır. Kübler – Ross (13) bir hastaya öleceği söylendiği zaman bu kişinin kendi ölümüne karşı vereceği tepkilerin beş dönemden geçtiğini göstermiştir: 1- İnkâr dönemi, 2- Öfke dönemi, 3- Pazarlık dönemi, 4- Depresyon dönemi, 5- Kabul etme dönemi. Tabiatıyla, ölüm, hasta bu dönemlerin hepsinden geçmeden gelebilir veya hasta son döneme gelmeden herhangi bir dönemde kalabilir. Başkalarının ölümü için yas tutanlar da benzer dönemlerden geçmektedirler. İlk dönemde şok ve inkâr vardır, bunların yerini daha sonra öfke alır ve bir iki hafta sonra pazarlık başlar. Örneğin: “Ben şöyle yapsaydım öleni sağ bırakacaktım” veya “Tanrım, hacca gidersem öleni diriltir misin?” Bu dönemde yas tutan kişi ölen kişiyi arar ve onu geri getirmek için araştırmalarda bulunur. Rüyalarda ölen dirilir. iphone cover original Daha sonra bir dezorganizasyon ve en sonra da ölen kişinin yitirildiğini kabul eden yeni bir ruhsal organizasyon ortaya çıkar. Bu dönemlerden geçme ortalama altı ay içinde tamamlanır. Fakat belirtilerin hafif olarak bir veya bazen iki yıl içinde tekrar edilmeleri yerleşmiş bir hastalık durumu yaratmaz. Yas tutma derideki bir hastalığa benzetilebilir (7). Yarada enfeksiyon yoksa onun iyileşmesi belli bir yol takip eder. Yara enfekte olursa o zaman tedavi edilinceye kadar patolojik bir şekilde kalır. Bir başka yazımda yas tutmayı karmaşık yapan altı durumdan bahsetmiştim (22). Bu durumların hepsi başlıca iki yönden anlaşılabilir. 1- Ölüm ani olmuştur, yas tutanın egosu bu kaybı bir travma olarak görür ve ego bu travma üzerinde çalışıp onu çözemez, böylece travmatik nevroz gibi bir durum oluşur. 2- Yas tutan hasta, ölen kişiye karşı çok bağımlı ve ambivalen olduğu için, hastanın egosu ölenin kaybına izin vermez. iphone cover original Fakat aynı zamanda gerçeğe uygun olmak gerekir. Bunun için ego, bir taşla iki kuş vurur gibi, yarılma mekanizması ile bir taraftan ölümü kabul eder öte taraftan ölüm olmamış gibi davranır. Çok kez yukarıda anlatılan iki yön karışık olarak ortaya çıkar. YAS TUTMA HASTALIĞI Yas tutma hastalığına yakalanan kişiler ölen kişiyi bulup onu hayata getirme devrinde, yani pazarlık yapma döneminde saplanmış hastalardır. Ölen kişiyi arama yıllarca sürerse de, bu belirti yalnız başına ise, bir hastalığa işaret etmez. Hastalık olmuşsa ölüyü diriltme isteği ölüyü öldürme isteği ile beraber kalır, ve bu iki ayrı yön arasında bir çatışma olur. Bu durum ölen kişi sağ iken ona karşı takınılan ikizli duygudan dolayı oluşur. Hastanın ölen kişinin reprezantasyonu ile olan uğraşları ağırdır ve yıllar geçtiği halde bu uğraşların şiddetinde pek değişiklik olmaz. (Reprezantasyon terimi şu anlamda kullanıyoruz: Öteki kişi ile olan ilişkiler sonucu egonun öteki kişi hakkında toplandığı imajların tümü.) Örneğin: Bir adamın karısı 10 yıl sakat olarak yatakta yattıktan sonra öldü. Koca, karısı ölünceye kadar onun yamnda sadık bir yardımcı olarak kaldı ve kızgınlığım hep sakladı. Kadın ölünce üç yıl içinde onun mezarının yerini üç defa değiştirdi. Ölü kadının reprezentasyonu ile kafasında o kadar uğraşı vardı ki hasta, işine bakamıyordu. Ölenle olan şiddetli uğraş ya devamlıdır veya ölümün yıldönümlerinde ortaya çıkar. Bu gibi hastalar ölü hakkında konuşurken şimdiki zamanı kullanırlar. Örneğin: Hasta, “Ahmet (ölen) akıllıydı” diyecek yerde ölümden 3,4,10 yıl sonra bile “Ahmet akıllıdır” der. Bu hastalarda tipik, tekrarlayan rüyalar vardır. Benim araştırmalarım üç türlü tipik rüyanın olduğunu göstermiştir: 1- Rüyalarda ölen insan gizlenmemiş olarak görülür. Örneğin, ölen baba ise hasta, baba yerine çıkan cumhurbaşkanı, kral, hoca gibi birisini rüyasında göreceğine hakiki babasını rüyasında görür. Rüyada görülen ve gerçekte ölü olan kişi rüyada yeni bir ölüm – kalım kavgası içindedir. Tipik olarak, hasta rüyada bir taraftan ölüyü kurtarmak için ve öteki taraftan kurtarmamak için uğraşır. Bu ikizli uğraşma bir sonuca varmadan devam eder ve hasta anksiyete ile uyanır. Örneğin, gerçekte ölmüş olan kişi hastanın rüyasında yanmakta olan bir araba içinde görülür. Hasta rüyasında bir yandan yangını söndürüp araba içindeki kişiyi kurtarmaya gayret ederken, öte yandan arabanın kapılarını kilitlemeye çalışır. 2- Hasta rüyalarının karakterlerini “donmuş gibi” diye anlatır. Rüyalar resim tabloları gibi çıkar, içlerinde hareket yoktur. Bu rüyalar hastanın doğal yas tutma sürecinin devam etmediğini ve bir dönemde donmuş, yani fikse olmuş duruma geldiğini gösterir. 3- Ölen kişi mezarı simgeleyen bir yerde ölmüş olarak görülürse de cesette gelişmesi beklenen belirtiler oluşmamıştır. Örneğin, babası öldükten dört yıl sonra bile hasta rüyasında onun cesedini bir çukurda, fakat hiç bozulmamış bir biçimde görmeğe devam eder. Veya ölümün vücudunda canlı bir vücuda ait belirtiler rüyada ortaya çıkar. Örneğin, hasta ölen kişinen cesedini bir mezar içinde görür, fakat ceset terlemektedir. Yas tutma hastalığına yakalanan kişi kendisini sembolik olarak ölen kişiye bağlayan bir nesneyi saklar ve korur. Kısacası hastanın tipik klinik hali, ölenle devam eden aşırı ilgisini açıkça veya sembolik olarak yansıtmaktadır. Fakat bazen klinik tablo, yardıma gelen bazı savunma ve uyum sağlama mekanizmaları ile, başka bir ruhsal hastalığı taklit eder. Başka bir yazımla paranoid şizofreni tablosunu taklit eden bir yas tutma hastalığını anlatacağım. Çok defa, yas tutma hastalığı klinikte görülen semptomlarla değil, dinamik yaklaşımlarla tanı koyulacak bir hastalıktır. Bu hastalığa ait psiko – dinamik süreçler bulunmazsa kesin bir teşhise varılamaz. Bu dinamik süreçleri üçe ayırabilirz. a) Yarılmanın devamı b) İçe alma süreci c) Dışa vurma süreci. PSİKODİNAMİK YAKLAŞIM 1- Yarılmanın Devamı Yas tutma hastalığı olan kişilerde, yukarıda kısaca söz ettiğim yarılma mekanizması devam eder. Yarılma, egonun bir savunma mekanizması olarak ilk kez Freud (10, 11) tarafından açıklanmıştır. Bu mekanizma nedeniyle egonun bir görevi yarılıp ikiye ayrılmış gibi olabilir. iphone cover outlet Örneğin, fetişleri olan kişiler kadınların penisleri olmadığını bildikleri halde, fetişlerini kadınların penisleri yerine kullanarak, kadınların penisleri varmış gibi davranabilirler. Yarılmanın bilinçte bıraktığı ego algılaması gerçeğe uygun olduğu için, yani hasta, kadınların penislerinin olmadığını bildiği için psikoza girmekten kurtulur. Ölümün oluşunu algılayan ego görevinde de yanlma^-olabilir. Böylece kişi bilinçli olarak ölümün olduğurıu anlar, gerçekte olan ilişkisini devam ettirir, fakat aynı zamanda ölüm olmamış gibi davranabilir. Bu nedenle, aşağıda anlatacağım iki süreçle, hasta ölen kişinin reprezantasyonu ile sıkı bir ilişkiyi devam ettirir. 2- İçe Alma Süreci Önce Abraham (1) ve daha sonra Freud (9) melankoli ve yas üzerine yazdıkları yazılarla içe alma süreçlerine dikkatimizi çekmişlerdir. Birisini kaybettiğimiz zaman bu kayıp ruhsal yönden hemen kabul edilmez. Ölümden sonra, ölen kişiyi yüzlerce anıyla canlı tutarız. Kaybın oluşunu yavaşça kabul ederiz. Ayrıca ölen kişiyi bırakmamak için onu içimize almış gibi oluruz. Tabiî, ölen kişi ölmeden, onun reprezantasyonunun zaten içimizde bir yeri vardır. Fakat ölümden sonra içe alma nedeni ile, ölenin içimizdeki reprezentasyonu bozulmuş olur. Bu durumu kuramsal olarak “Ölenin içimizde bir introjecti oluştu” diye anlatırız. Yani ölen içimize, bir yabancı cisimmiş gibi yerleşmiş olur. Yas tutma olağan olarak sürerse yas tutan kişinin introjecte olan ilgisi yavaş yavaş azalır, hipertrofiye olan reprezentasyon giderek silikleşir ve her zaman aranmaz. Böyle olduğu halde ölenin reprezantasyonu hiçbir zaman bütünüyle bizi bırakmaz. Normal yas tutma süreci sırasında kişi ölenin introjectinin bazı kısımları ile özdeşim yapar. Örneğin, genç bir adam hem ölen babasının görevini üzerine alır, hem de görevi babasının yaptığı gibi yönetir. Bu sırada babasının bazı davranışlarını bilinçaltından kendi davranışları gibi tekrarlar. Fakat ölen ile yas tutan arasındaki ilişki bağımlı ve ikiz duygulu ise yas tutanla ölenin introject’i arasındaki ilişki de öyle olur. Bu durumda bozucu bir introject vardır. Bozucu introject zamanla kuvvet yitireceği yerde, iki yönden birine gidip yerleşerek ona göre bir süreç ortaya çıkarır. A- Yas tutan, bozucu introject ile tümüyle özdeşim yapar. Böylece yas tutanla ölen arasındaki ikizli ilişki tümüyle içe alınır. İkizli ilişkinin sevgi tarafı içe alışı sürdüren yıkan motif olur. Klinik tablo nevrotik depresyondur. Tüm içe alma nedeni ile depresyonlu kişi kendi reprezentasyonu ve yitirdiği kişinin reprezentasyonu arasındaki ayrımı hissetmez. Kendi kendinden nefret eder gibi görünür. Fakat gerçekte bozucu introjectten nefret ettiğini ancak bu introjectten bir türlü ayrılamadığmı biliriz. Bu kişi intihar girişiminde bulunursa, dinamik yönden, onun gerçekte bozucu introjecti öldürmek isteğini söyleriz. 1 B- Yas tutan ile bozucu introject arasındaki sınır bozulmaz, yani bozucu introjectle özdeşim oluşmaz. İçe alınmış yabancı cisim gibi ölen kişinin bozulmuş reprezantasyonu kuvvetini yitirmeden sürüp gider. Bu tablo yas tutma hastalığının tablosudur. Örneğin: Ölümden beş yıl sonra bile hasta yalnız başına araba kullanırken ölen kardeşini göğsünde gömülüymüş gibi ‘ hisseder ve göğsündeki kardeşi ile içinden konuşur. 3- Dışa Vurma Süreci Virginia -Üniversitesinde yapılan araştırmalarda yas tutma hastalığında nevrotik depresyonda görülmeyen, güçlü bir dışa vurma süreci gösterilmiştir. Bir yakınımız öldüğü zaman ona ait bazı şeyleri onu hatırlamak için tutabiliriz. Yas tutma hastalığına yakalananlar ölen kişiden kalan bazı nesneleri, onlar büyülü şeylermiş gibi saklarlar. Bu büyülü nesneler korunur. Tipik olarak kişi nesne ile kendisi arasındaki uzaklığı kontrol etmek ister ve nesneler kişiden uzak bir yerde bırakılır. Örneğin: Büyülü nesne kilit altında tutulur. Bu büyülü nesneler içinde hem hastanın, hem de ölenin reprezantasyonları birleşir ve böylece hasta sembolik olarak dışa vurma yolu ile ölenle bir bağlantı kurar. Bu nedenle bu büyülü nesnelere “Bağlayıcı nesneler” adını verdim (21). BAĞLAYICI NESNELER Hasta, kendisiyle bağlayıcı nesne arasındaki uzaklığı denetlediği için bilinçaltmdan hem ölen kişiye yakınlığı hem de uzaklığı denetler gibi bir duruma düşer. Yas tutma hastalığında ölene karşı hissedilen ikizli durum durağan olur ve ne yakınlık, ne de uzaklık savaşı kazanır, çatışma sürüp gider. Bağlayıcı nesnelerin kişi tarafından seçilmesi dört yönde olabilir. 1- Ölüye ait bir nesne bağlayıcı olarak seçilir. Bu durumda seçilen nesnenin bazı özellikleri olması gerekir. Örneğin, genç bir kadm hasta ailesinin en küçük çocuğu idi. Bebekliğinde annesinin derisinin büyük bir kısmı, bir kaza sonunda yanmış ve bir yıl yatakta kalması gerekmişti. Böylece birinci çocuk – anne ilişkileri bozulmuş ve çocuk bireyleşmeye bütünüyle ulaşamamıştı. Hastanın annesi ile olan sıkı bağıntısı hastanın erişkin döneminde sado – mazohistik bir biçime dönüşmüştü. Anne yaşamının son on yılını diyabetli olarak ve çok defa yatakta geçirmişti. Diğer kardeşlerinin anneden ayrılarak başka bölgelerde yaşamalarına karşın hasta evlenmemişti ve vaktinin çoğunu annesine bakmakla geçiriyordu. Görevine gittiği günler günde dört kez annesine telefon edip onun iyi olup olmadığını soruyordu. Geceleri annesinin yatağının ayak ucunda uyuyordu annesinden bir ses geldiğinde kalkıp onun ölüp ölmediğine bakıyordu. Kısaca, anneye karşı olan öfkeli duygularını, tepki oluşturmayla, bastırmayla çalışıyordu. Yaşamını yıllarca böyle sürdüren genç kadm birkaç günlük bir tatil için gittiği bir şehirde pembe renkli çekici bir gecelik satın aldı. Şehre gidişi ve beğendiği geceliği alışı, istediği fakat annesine karşı olan ruhsal bağıntısı nedeniyle elde edemediği özgürlüğün simgesi oldu. cover iphone 8 plus custodia Genç kadın tatilden dönünce annesi geceliği “beğendim” diyerek, kızının elinden aldı. Birkaç yıl sonra orada öleceği hastahaneye kaldırılırken anne pembe geceliği giydi. Anne öldükten sonra bu gecelik hastanın bağlayıcı nesnesi oldu. Hastanın tedavisi sırasında gecelik bir kağıt torba içinde hastahaneye getirilmişti. Hasta kağıt torbayı açıp geceliğe bakmaya korkuyordu. Kağıt torbanın içinden annesinin çıkacağını hayal ediyordu. 2-Ölen kişi tarafından duyu organlarının uzantısı olarak kullanılan bir nesne bağlayıcı nesne olarak seçilir. Örneğin, hasta ölen kişinin gözlüğünü (görme organının uzantısı) bağlayıcı nesne yapar. Bu gözlük hasta tarafından kullanılmaz, fakat bir yerde çok defa kilit altında, tutulur. 3-Ölüm haberi geldiği an, kişinin yanmda olan bir nesne bağlayıcı nesne olarak seçilir. Bu gibi bağlayıcı nesnelere “Son dakika nesneleri” adını verdim. Bunlar hasta için ölenin sağ olduğu son dakikayı göstermektedir. Örneğin: Üvey kardeşinin boğulduğunu bildiren telefon haberi, hasta birkaç plağı gramafona koyup müzik dinlemeye hazırlanırken gelmişti. Bu kişi için o plaklar “son – dakika nesneleri” oldu ve müziği çok sevdiği halde tedavi edilene kadar o plakları dinleyemedi. cover custodia iphone 4-Ölen kişiyi sembolik olarak gösteren bir nesne, bir fotoğraf, bağlayıcı nesne olarak seçilir. Örneğin: Bir genç adamın babası tatil için gittiği bir yerde, denizde yüzerken, yorulmuş, bir ara solunum sistemine su kaçmış ve o gece adam kalp krizi sonucu ölmüştü. Genç hasta için babasının bir fotoğrafı bağlayıcı obje oldu. Fotoğrafı evinde uygun bir yere koyacağına onu zarfın içinde bodrumda su damlayan bir yere kovdu. Bunun nedeni bilinçaltında idi. Tedavi sırasında fotoğrafı babası yerine koyduğunu ve zarfın tabutu simgelediğini öğrendik. Hasta fotoğrafı su altında koymakla babasının ölümünün nedeni sandığı denizde yüzme olayını tekrarlıyordu. Böylece babayı öldürüp öldürmemek onun (bilinç – dışı) kontrolü altındaydı. YAS TUTMA HASTALIĞINA BENZER HASTALIKLAR Yas tutma hastalığı, bu hastalığa benzeyen başka bir hastalıktan ayırt edilmelidir: 1-Yas tutma hastalığı nevrotik depresyona benzer. Çünkü, iki hastalıkta da içe alma süreci gelişir. Fakat yas tutma hastalığında ölen kişinin “introject”i hasta içinde yabancı bir nesne imiş gibi kalır. Hasta bu “introject”le içten bir bağıntı kurarsa da “introject”i kendi benliğinin dışında olarak algılar. Buna karşılık nevrotik depresyonda, hasta “introject” ile tüm bir özdeşim yapar. Böylece, hasta kendi reprezantasyonunun nerede bittiğini ve “introject”in nerede başladığını bilmez. Bu nedenle “introject”e karşı olan saldırganlık duygusu intihar ile sonuçlanabilir. 2-Yas tutma hastalığı fetişizme benzer. Çünkü, iki hastalıkta da kişi bazı nesneleri, bu nesneler büyülü imişler gibi kullanır. Fakat, fetiş en çok kastransyon anksiyetesine, bağlayıcı obje ise en çok ayrılma anksiyetesine çare olarak kullanılır. 3-Yas tutma hastalığı şizofreniye benzer. Çünkü iki hastalıkta da gerçeğe uyum bozulur. Fakat, yas tutma hastalığında gerçeğe uyumsuzluk, yarılma mekanizması nedeni ile, sınırlanır. Oysa şizofrenide gerçeğe uyumsuzluk geniştir ve klinik tablonun en ileri gelen belirtisidir. ÖZET Yetişkin kişilerin, yakınlarının ölümüne karşı verdikleri tepkileri incelemek üzere Virgina Üniversitesinde yıllarca süren bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma sırasında, yas tutma hastalığı diye adlandırdığımız klinik tablosu psikodinamik süreçleri belirli olan bir hastalığın varlığı ortaya çıktı. Bu konuşmamla yas tutma hastalığını anlatıp bunun benzer hastalıklardan nasıl ayırt edileceğini göstermeye çalıştım. KAYNAKLAR 1-Abraham, K.: (1924): “A Short Study of the Libido, viewed in the light of mental disorders,” Selected Papers in Psychoanalysis, London: Hogarth Press,1949. 2-Barton, D., Flexen, J.M., Van Eys, J., ve Scott, C.E.: “Death and dying: A course for medical students,” J. Med. Ed., 47: 945 – 951, 1972. 3-Bowlby, J.: “Childhood mourning and its implications , for psychiatry”, Amer, J. Psychiat., 118: 481 – 498, 1961. 4-Bowlby, J.: “Process of mourning”, Int. J. Psycho – Anal., 42:317-340, 1961. 5-Breuer, J. ve Freud, S. (1893 – 1895) Studies in Hysteria: Standart Edition, Cilt: 2, London: Hogarth Press, 1961. 6- Crisp, A.H. and Priest, R.G.: “Psychoneurotic status during the year following Bereavement”, J.Psychosomotic Res., 16: 351 – 355, 1972. 7-Engel, G.L.: “Is grief a diease? A challenge for medical research”, Psychosom. Med., 23: 18 – 22, 1961. 8-Freud S.: (1887 -1902), The Origins of Psychoanalysis^ Letters to Wilhelm Fliess, Drafts and Notes: 1887 – 1902, (ed.) M. Bonaparte, A. Freud ve E. Kris, New York: Basic Books, 1954. 9-Freud, S.: (1917) “Mourning and Melancholia”, Standart Edition, Vol. 14, London: Hogarth press, 1961. 10-Freud, s.: (1927) “Fetishism”, Standart Edition, Vol: 21, London: Hogart Press, 1961. 11-Freud, S.: (1940) “Splitting of the Ego in the Process of Defense”, Standart Edition, Vol: 23, London: Hogarth Press, 1961. 12-Furman, R.: “Death and the young child: Some preliminery considerations”, Psychoanalytic Study of Child, 19:321 -334, 1964. 13-Kühler – Ross, E.: On Death and Dyingx New York: The McMillan Co. 1969. 14-Maddison, D. and Walker, W.F.: Factors affecting the outcome of conjugal Bereavement”, Brit. J. Psychiat113: 1057 – 1067, 1967. 15-Nagera, H.: “Children’s reactions to death of important objects: A developmental appoach”, Psychoanalytic Study of Child., 25: 360 – 400, 1970. 16-Parkes, C.M.: Bereavement, Studies of Grief in Adult Life, New York: International Universities Press, 1972. 17-Pollack, C.: “Mourning and adaptation”, Int. J. Psycho – Anal., 42:341 – 361, 1961. 18-Volkan, V.: “Normal and pathological grief reactions”, Vir. Med. Mont., 93: 651 – 656, 1966. 19-Volkan, V.: Typical Findings In Pathological Grief, Psychiatr. 44: 231 – 250, 1970. 20-Volkan, V.: “A Study of patient’s ‘Re-Grief work through dreams, psychological tests, and psychoanalysis”, Psychiatr. Quatr., 45: 255 – 273, 21-Volkan, V.: “The ‘Linking Objects’ of pathological mournes”, Arch. Gen. Psychiatryx 27: 215 – 221, 22-Volkan, V.: “The Recognition and prevention of pathological grief, Vir. Med. Mon., 99: 535 – 540, 1972. 23-Volkan, V., A.F. Cilluffe ve T.L. Sarvay: ‘”Re-Grief Therapy and the function of the linking object as a key to stimulate emotionality”, EmotionalFloodingA (ed) Paul Olsen. New York: Behavioral Publications, 179-224, 1975. 24-Volkan, V. ve C. Robert Showalter: “Known objec loss, disturbance in reality testing and ‘Re-Grief Work’ as a method of brief psychotherapy”, Psychiatr.